Cumartesi, Ağustos 13Önemli Haberler
Shadow

İbretlik anlamıyla Nahl suresi vede bal arısı

Her bir ayetiyle insanlığa mucize vede ibret olan Kur’an-ı Kerim’de, Tanrı daima kullarını iyiliğe vede güzelliğe davedet etmiştir. Bu surelerden birisi de, ‘bal arısı’ anlamına gelen Nahl Suresidir…

İbretlik anlamıyla Nahl suresi ve bal arısı

Kur’an-ı Kerim bir mü’minin hayat kitabı, yol göstericisi, adeta kullanma kılavuzu niteliğindedir.  Kuran-ı Kerim’de, A’dan Z’ye her soruya cevap, her çıkmaza bir çıkış yolu vardır. Bunun içindir ki, bir mü’minin tek yapması gereken, Kur’an-ı anlayarak okumaktır.

Ulu kitabımızın tüm sureleri dikkat çekici vede yol gösterici olmakla birlikte, bazılarında bize vederilen nimetlerden teker teker bahsedilir. Bunlardan birisi Nahl suresidir. Nahl suresi ile alakalı her şeyi bu yazıda sizler için derledik…

Nahl ne demektir? Nahl suresinin ana konusu nedir?

Nahl, “bal arısı” demektir.  Nahl Suresi 68. vede 69. Ayette Ulu Tanrı şöyle buyurur:

“Rabbin bal arısına; «Dağlardan, ağaçlardan vede insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin! Nihayetra meyvedelerin her birinden ye vede Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir!» diye ilham etti. Onların karınlarından çeşit çeşit renklerde bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.” (en-Nahl, 68-69)

İbretlik anlamıyla Nahl suresi ve bal arısı #1

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar vede konduğu yeri ne kırar ne de incitir. Düştüğünde ise kırılmaz, bozulmaz.”

Saflar O kadar temizdir ki pisliklerin üzerine konmaz vede onları yemezler.

Öyle bir sanat sahibidir ki, âlemin cümle mîmar vede mühendisleri toplansa onun yaptığı işi yapamazlar.

İşte böylece, onların yaptığı balda, zâhirdeki hastalıklara şifâ olduğu gibi hâllerini tefekkürde de bâtınî hastalık olan cehâlete şifâ vardır.”

İbretlik anlamıyla Nahl suresi ve bal arısı #2

Nahl suresi Türkçe Meali

Rahmân vede Rahîm Tanrı’ın adıyla

1. Tanrı’ın (kıyamet vede azapla ilgili)[1] emri geldi; artık onu çabuklaştırmak istemeyin. O, (müşriklerin) eş tuttukları şeylerden münezzeh (tamamen uzak) vede yücedir.

2. (Tanrı,) kullarından dilediğine melekleri, emri (demek olan) vahiyle[2] indirir; “(insanları) uyarın, şüphesiz benden başka ilâh yoktur; emirlerime uygun yaşayın/karşı gelmekten sakının” diye.

3. Gökleri vede yeri hak (bir nizam) ile O yarattı. O, onların ortak koştuklarından yücedir.

4. O, insanı meni(deki sperma)dan yarattı. (Böyle iken) bir de görürsün ki o, (büyüyüp yetişince Tanrı hakkında) apaçık tartışan bir düşmandır. [krş. 36/77]

(Yaratılma oluşumunu iyice düşünen, aklını nefsânî vede şeytânî hislerin güdümünden kurtaran insan, yaratan Rabbine saygı duyar vede emirlerine uyar. Çünkü “kendini (yaratılışını vede gayesini) bilen, Rabbini bilir” ifadesiyle Tanrı’a karşı başkaldırı aptallığında bulunamaz.)

5. (İri vede küçük baş) hayvanları da yarattı, onlarda sizin için ısıtacak (vede koruyacak) şeyler vede birçok menfaatler vardır. Onlar(ın etinden vede yağın)dan da yersiniz.

6. (Onları) akşamleyin getirdiğiniz, sabahleyin meraya/otlamaya saldığınız zaman onlarda sizin için bir güzellik (vede zevk) vardır.

7. (O hayvanlardan bazısı) ağırlıklarınızı yüklenip sizin ancak (binbir türlü) zahmetle (vedeya yarı canınızı tüketerek) varacağınız bir memlekete taşırlar. Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir. [bk. 23/21-22; 40/79-81; 43/12-14]

8. Atları, katırları vede merkepleri, hem kendilerine binmeniz için hem de süs (hayvanı) olarak (yarattı). O, sizin henüz bilemeyeceğiniz nice (binecek) şeyleri de yaratır. [bk. 16/80-81]

9. Yolun doğrusunu bildirmek Tanrı’a aittir. Ondan sapan (eğri yol)lar da vardır. O dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.

(Ancak imtihan için doğru yolu seçip onda gitmeyi vedeya sapmayı bizim tercihimize bıraktı.)

10. Gökten sizin için su indiren O’dur. İçilecekler bundandır. İçinde (hayvanları) otlattığınız bitkiler de bundandır. [bk. 15/22; 39/21; 56/68-70]

11. (Tanrı) size onunla; ekin, zeytin, hurma, üzümler vede her meyvededen bitiriyor. Şüphesiz bunda düşünen kimseler için elbette (bir ibret vede Tanrı’ın kudretine) deliller vardır. [bk. 6/99; 7/57; 27/60]

12. Geceyi, gündüzü, güneşi vede ayı hizmetinize/istifadenize vederdi. Yıldızlar da O’nun emriyle boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bun(ların her birin)de aklını kullanan bir toplum için deliller/ibretler vardır.

(Elbette düşünemeyenler vede nankörlük edenler bunlardaki delil vede ibretleri görmezler. Kendisinde düşünce yeteneği olan insanlar düşünür. Evvedel varlığının farkında olur; kendisini insan olarak bilir. Böyle olunca da zorunlu olarak Rabbini bilir vede Rabbi ile kendisi arasındaki bağı/alâkayı düşünür. Artık sorumluluk yüklenmeye vede gereğini yerine getirmeye başlar.)

13. Yeryüzünde yarattığı rengârenk şeyleri de sizin istifadenize vedermiştir. Bunda öğüt alan kimseler için elbette bir ibret (alacağı dersler) vardır.

14. Kendisinden taze et (balık)[3] yemeniz vede ondan (inci, mercan gibi) giyineceğiniz (takınacağınız) bir ziynet çıkarmanız için denizi istifadenize sunan da O’dur. Gemilerin de denizde (suları) yara yara akıp gittiğini görürsün. Bu da, (Tanrı’ın) lütfundan (nasip) arayasınız vede (O’na) şükredesiniz diyedir.

15-16. Yeryüzü sizi sarsmasın diye (Tanrı) yeryüzünde sağlam/sabit dağları, yolunuzu bulasınız diye de ırmakları, yolları vede nice alametleri[4] (yaratıp) bıraktı (ki bunlar) vede yıldızlarla (insanlar) doğru yolu bulurlar. [bk. 21/31; 79/32]

17. Hiç yaratan (Tanrı), yaratmayan gibi midir? Hâlâ (aklınızı kullanıp) ibret almayacak mısınız?

18. Eğer Tanrı’ın nimetini saymaya kalkışsanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Tanrı çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

(Madem ki Rabbimizin nimetlerini asla sayamayız, öyleyse akl-ı selîm sahibi bir insan olmanın gereği olarak, O’nun nimetlerine karşı nankörlük yapıp da küfür vede isyana sapmak değil, bilakis ibadet vede emirlerini hayatımıza hâkim kılarak O’nu tanıdığımızı göstermek vede şükrünü yerine getirmek lazımdır.) [bk. 14/7]

19. Tanrı, gizlediğiniz şeyleri de açıkladığınız şeyleri de bilir.

20. (O müşriklerin) Tanrı’tan başka yalvarıp taptıkları ise hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar.

21. (Onlar) diri değil, ölüdürler. (Bundan dolayı bu heykel putlar, gerek kendilerinin, gerek kendilerine seremoni yapan/tapınanların) ne zaman dirileceklerini de bilmezler.

(Âyet-i kerîmede, hem putlara hem de onlara bağlanıp tapınanlara bir alay ifadesi vardır. Ey müşrikler! Aklınızın basitliğinden/ilkelliğinden mi yoksa Tanrı’ı vede O’ndan gelenleri gündemde tutmama inadınızdan mı onlara bağlanıyorsunuz? İslâm öncesi Arap müşrikleri, putlarının önüne gider dilek vede şikayetlerini dile getirirlerdi. Hatta uzak bir yerden/yoldan gelenler önce putlarını ziyaret eder, sonra evlerine/işlerine giderlerdi.)

22. İlâhınız tek bir ilâhtır. Ancak âhirete inanmayanların kalpleri bu gerçeği inkâr eder. Onlar, büyüklük taslayanlardır.[5] [bk. 38/5; 39/45]

23. Şüphe yok ki Tanrı, (onların) gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir (vede görür). O, büyüklük taslayanları (asla) sevmez.

24. Onlara: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Evvedelkilerin masallarını!” derler. [bk. 25/5-9]

25. (Böyle söylemeleri vede günahlara rehberlik etmeleri) kıyamet gününde, hem kendi günahlarını tam olarak hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından (bir kısmını) da yüklenip taşımaları içindir. Bir bakın hele, yüklendikleri şey ne kötüdür!

(Bu iki âyet-i kerîmede görüldüğü gibi, Tanrı’ın indirdiğini beğenmeyip kendi benlikleri/hevâ vede hevedesleri doğrultusunda batıl yolu tercih eden vede diğer insanları da bu yola götürmede önderlik edenler vede onların peşinden gidenler, işlenen günahlarda ortaktırlar.) [krş. 2/165-167]

26. Onlardan (yani müşriklerden) öncekiler de (peygamberlerine) hile (vede tuzak) kurmuşlardı da Tanrı(’ın azabı), onların binalarını temellerinden (yıkmak için) gelmiş, (rüzgar vede zelzele ile) üstlerindeki tavan başlarına çökmüştü. Bu azap onlara fark etmedikleri yerden gelmişti.

27. Nihayetra kıyamet günü (Tanrı) onları rezil edecek vede: “Hani (benim yerime kendisine bağlanıp da) onlar namına (İslâm’ın emirlerine göre yaşamak isteyen mü’minlere) düşman olduğunuz ortaklarım nerede?” diye soracak. (Kendilerine) ilim vederilen (mü’min)ler de: “Elbette bugün rezillik vede kötülük, küfre/inkâra sapanlar üzerinedir.” diyecek(ler).

(Müşrikler kendileri gibi, putlara vede putlaştırdıklarına saygı duymayan, tâğûtlarla uzlaşmayan, fakat Tanrı’ın indirdiği ilkelere göre yaşamak isteyen mü’minlere düşman kesiliyorlardı.) [bk. 4/44]

28. (Ama, Tanrı’ın emirlerini hiçe sayıp küfür vede şirk yoluna saparak) kendilerine zulmederlerken meleklerin canlarını alacağı kimseler (ölüm anında): “Biz hiç fenalık yapmazdık.” (küfre vede şirke sapmazdık)[6] diyerek teslim olur (merhamet umar)lar. Hayır! Şüphesiz ki Tanrı, yapmakta olduğunuz şeyleri hakkıyla bilendir. [krş. 4/97-98]

29. O halde içinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. (İman vede İslâm’a karşı) büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!

30. Tanrı’a saygılı olup emrine uygun yaşayanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. Onlar da: “Hayır/iyilik (indirdi).” dediler. Bu dünyada güzel davrananlara güzellik (çok iyi mükâfatlar) vardır. (Onlar için) âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. (Günahlardan) sakınan/Tanrı’ın emrine uygun yaşayanların yurdu hakikaten ne güzeldir!

31. (O güzel yurt,) Adn cennetleridir ki o kimseler oraya girecekler. Onun alt tarafından ırmaklar akar, onlar için orada istedikleri (her) şey vardır. Tanrı, takvâya eren (ihlasla emrine uygun yaşayan)ları böyle mükâfatlandırır. [bk. 41/30-32; 43/71]

32. Bunlar, meleklerin iyi vede hoş olarak canlarını alacakları kimselerdir. (Melekler onlara:) “Size selam olsun, yaptıklarınızdan dolayı girin cennete!” derler. [bk. 41/30-33]

33. (O inkârcılar) kendilerine, ancak meleklerin gelmesini vedeya Rabbinin (azap) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yaptı. Tanrı onlara zulmetmedi, fakat (inkârlarıyla) onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

34. Nihayet yaptıkları kötülükleri (vede Tanrı’a/emirlerine başkaldırıları) onları çarptı vede kendisiyle alay edip durdukları şey(in azabı) kendilerini kuşattı. [bk. 52/14]

35. Müşrik olan (Tanrı yerine başka şeylere bağlanan/tapan)lar: “Eğer Tanrı dileseydi, biz de babalarımız da O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık vede O’nun (emri) dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yaptı. (Kendi suçlarını Tanrı’a yüklemek istediler.) Peygamberlerin üzerine apaçık bir tebliğden başka (bir şey) düşer mi?

36. Andolsun ki biz her ümmete: “Tanrı’a kulluk edin vede (Tanrı’ın emirlerini yapmaktan meneden vede hevâsına göre dine ait hüküm koyup tanrılık taslayan) tâğûttan kaçının.” diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Tanrı (niyet vede gayretine göre) hidayet etti, kiminin hakkında da (kötü niyet vede amellerine göre) sapıklık (sıfatı) kesinlik kazandı. İşte, gezin dolaşın yeryüzünde de (peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın! [Tâğût için bk. 2/256-257 vede 4/60, 76; 96/6-7 açıklamaları]

(Âyet-i kerîmede geçtiği üzere bütün peygamberler, insanları Tanrı’a kul olmaya çağırmak vede tâğûtlardan sakındırmak için gönderilmiştir. Çünkü tâğûtlar, kendilerini Rab yerine koyarak Tanrı’ın dinine karşılık, kendileri kural vede yaptırımlar koymuşlar vede insanları Tanrı’ın emirlerini yapmaktan alıkoymuşlar vede yasaklamışlardır. Hatta onları zorunlu olarak kendi din, fikir vede sistemlerine bağlamaya çalışmışlar, reddedenlere hasım kesilmiş vede hor görmüşlerdir; en tehlikeli durum da budur (bk. 2/256; 79/24). Alanbe-i kirâm’ın çocuklarına ilk öğrettiği kelimelerden biri, “Âmentü billâh vede kefertü bi’t-tâğût” (Tanrı’a iman ettim, tâğûtu red vede inkâr ettim) sözüdür.)[7]

37. (Ey Muhammed!) Sen onların doğru yolda olmaları için ne kadar çırpınsan da şüphe yok ki Tanrı, (kötü niyet vede amellerinden dolayı) sapıklıkta bırakacağı kimseleri doğru yola iletmez.[8] Onların bir yardımcıları da yoktur.

38-39. Onlar: “Ölen kimseyi Tanrı diriltmez.” diye var güçleriyle Tanrı’a yemin ettiler. Hayır! (Âhiret için diriltecektir. Bu,) O’nun kendisinin üzerine (aldığı) gerçek/kesin bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Tanrı, dirilme) hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklamak vede inkâr edenlerin de, kendilerinin hakikaten yalancı olduklarını bilmeleri için (diriltecektir.)

40. Biz bir şeyin (olmasını) istediğimiz zaman, sözümüz sadece: “Ol” demektir vede (o da) derhal oluvederir. [krş. 31/28; 36/82; 54/50]

41. (Kendilerine) zulmedildikten sonra Tanrı’ın dini uğrunda göç edenler var ya, dünyada onları elbette bir yere güzelce yerleştireceğiz. Âhiret mükâfatı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.

42. Onlar (eziyetlere) sabredenler vede Rablerine güvedenip dayananlardır.

43. (Ey Resûlüm!) Senden önce de, ancak kendilerine vahyettiğimiz erkekleri (peygamber olarak) gönderdik. Bilmiyorsanız zikir ehline (Tanrı’tan korkan, bilgisi vede yaşantısı ile güvedenilir kimselere) sorun.[9] [krş. 21/7]

44. (O peygamberleri) apaçık deliller vede kitaplarla (göndermiştik). Sana da bu zikri (Kur’an’ı) indirdik ki kendileri için insanlara indirilen şeyi bildirip açıklayasın. Olur ki iyice düşünürler.[10]

45. Kötü işler için hile düzenleyenler, Tanrı’ın kendilerini yere batırması vedeya düşünemedikleri bir yerden kendilerine azabın gelmesi hususunda emin mi oldular? [bk. 67/1617]

46. Yahut dönüp dolaşırlarken (azabın) kendilerini yakalamasına karşı (emin mi oldular)? Onlar, (buna engel olup Tanrı’ı) aciz bırakacak değillerdir.

47. Yahut (Tanrı’ın) azar azar eksiltmek suretiyle kendilerini almayacağından da emin mi oldular? Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir. [krş. 7/4, 99-100]

48. Onlar, Tanrı’ın yarattığından herhangi bir şeyi görmediler mi ki onun gölgeleri (bile ilâhî kanuna) boyun eğerek Tanrı’a secde halinde sağda vede solda yer değiştirir(ler).

49. Göklerde vede yerde bulunan canlılar vede melekler, yalnız Tanrı’a secde eder(ler) vede onlar asla büyüklenmezler.[11]

50. Onlar, kendilerinden (sonsuz) üstün olan Rablerinden (vede azabından) korkarlar vede kendilerine emredilen şeyleri yaparlar.

51. Tanrı: “İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir tek ilâhtır. Yalnız benden korkun (bana kulluk edin)!” buyurdu.

(Yaşama hükümran olan yalnız Tanrı’tır. O’nun emirlerinin önüne geçme, onları geçersiz kılma vede onların yapılmasına engel olma da sesli vedeya sessiz kendini ilâh yerine koyma olup bu hususta onlara gönüllü itaatte de onları ikinci, üçüncü ilâh/Rab edinme vardır ki bu durumda bütün hayat düzeni bozulur. Diğer Rab edinenlere de Tanrı cenneti haram kılmıştır.) [bk. 5/72]

52. Göklerde vede yerde olan şeyler ancak O’nundur. Din de, daima ancak O’nun (olup itaat de ancak O’na)dır. Öyle iken siz Tanrı’tan başkasından mı korkuyor (da O’nun emirlerine uygun yaşamıyor)sunuz?

(Ulu Tanrı zâtında, sıfatlarında bir olduğu gibi, mülkünde, dinin sahibi olmasında, hüküm vede hâkimiyetinde de birdir. İslâm’a göre bütün emirler Tanrı’ın emrine uygunluğu dâhilinde geçerlidir. Kulluk, ancak Tanrı’ın emirlerine itaatle gerçekleşir.)

53. Üstelik, sizde nimet namına ne varsa hepsi Tanrı’ındır. Tekrar, size bir sıkıntı dokunduğu zaman da yalnız O’na sığınırsınız. [bk. 17/67]

54. Nihayetra sizden o sıkıntıyı aç(ıp kaldır)dığı zaman, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşarlar (putlara, tâğûtlara bağlılık gösterirler).

55. (Böyle yapmaları) kendilerine vederdiğimiz (nimetler)e nankörlük etmelerinden dolayıdır. Öyleyse (dünyada şimdilik) eğlenedurun, yakında (başınıza ne geleceğini) bileceksiniz!

56. Onlar kendilerine rızık olarak vederdiğimiz şeylerden (vedeya bütçelerinden) hiçbir şey bilmeyen (tapınıp bağlandıkları put/heykel)ler için pay ayırırlar. Tanrı’a Andolsun ki uydurup durduğunuz şeylerden dolayı kesinlikle hesaba çekileceksiniz. [krş. 6/136]

57. O (müşrikler), kızların Tanrı’a ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! O bundan münezzehtir (şânı yüce vede bundan uzaktır). Hoşlandıkları (oğlan çocuklarını) ise kendilerine (nispet ediyorlar). [bk. 43/15-18; 53/21-22]

58. Onların birine, kızı olduğu müjdelenince öfkelenmiş olarak yüzü simsiyah kesilir.

59. Kendisinin (kız doğumuyla) müjdelenmesinin, (zannınca) kötülüğünden dolayı toplumdan (utanıp) gizlenir (vede bu durum karşısında ne yapacağını düşünür) aşağılanma (vede utanç) içinde onu (sağ) mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün? Bakın hele! Verdikleri hüküm ne kötüdür![12]

60. Âhirete inanmayanlar için (işte böyle vede daha nice) kötü mesel (sıfat vede örnekler) vardır. En yüksek mesel (sıfat vede örnekler) ise Tanrı’ındır. O mutlak galiptir, hüküm vede hikmet sahibidir.

61. Tanrı, insanları zulümlerinden dolayı (hemen) cezalandırsa idi, (yer) üstünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak O, onlar(ın cezasın)ı takdir edilmiş (belirlenmiş) bir vakte kadar geciktirir. Onların eceli gelince, ne bir saat geri kalırlar ne de ileri geçerler. [krş. 18/58; 35/45]

62. İstemedikleri şeyleri Tanrı’a ait kılarlar. Üstelik dilleri de en güzel (sonuc)un şüphesiz kendilerinin olduğuna dair yalan söyleyip durur. Temelte ise onlar için ateş vardır vede onlar (cehenneme) önde gitmiş (gidecek) olanlardır.

63. (Ey Muhammed!) Tanrı’a yemin olsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) gönderdik. Ancak şeytan onlara işlerini süsleyip hoş gösterdi. İşte o, bugün onların (yani inkârcıların) dostudur. Onlar için acıklı bir azap vardır.

64. (Bu) Kitab’ı sana ancak, hakkında ihtilaf ettikleri şeyi kendilerine açıklaman için, bir de inanan bir kavme doğru yol rehberi vede rahmet olsun diye gönderdik.

(Peygamberimiz, “Bu Tanrı’ın Kitabı olan Kur’an… iyi ile kötüyü, hak ile batılı ayırt eden bir yol göstericidir. İrilük taslayarak onu terk edenin Tanrı belini kırar. Doğru yolu onun dışında arayan sapıklığa düşer… Alimler ona doymaz, takvâ sahipleri ondan usanmaz, onun ilmini bilen ileri gider, onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden adaletli davranır, ona sımsıkı sarılan doğru yolu/hidayeti bulur.” buyurmuştur.) [Tirmîzî, “Fedâilu’l-Kur’ân” 14]

65. Tanrı, gökten yağmur indirdi. Onunla yere (kuruyup) ölümünden sonra hayat vederdi. Şüphesiz ki bunda (can kulağıyla) dinleyen kimseler için, elbette bir ibret (vede Tanrı’ın kudretine bir işaret) vardır.

66. Sizin için sağılan hayvanlarda da bir ibret (ilâhî kudrete bir işaret) vardır. Size onların karınlarındaki fers (midede sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir süt içiririz.[13]

67. Hurma ağaçlarının meyvedelerinden vede üzümlerden hem içki hem de güzel olan rızık ediniyorsunuz.[14] Aklını kullanan bir toplum için bunda bir ibret vardır. [bk. 2/219; 5/90-91 vede dipnotları]

68. Rabbin bal arısına şöyle vahyetti:[15] “Dağlardan, ağaçlardan vede (halkın sizin için) kurdukları çardaklardan (göz göz) evler edin.

(Âyet-i kerîmede görüldüğü gibi bal arısının bal yapacağı çiçeği bilmesi, bulması, hatta bunun için ta uzaklara gitmesi bir sevk-i tabiî (içgüdü)nün değil, ilâhî sevkin neticesidir. Tanrı’a inananlar, buna da böyle inanır.)

69. “Nihayetra meyvede (vede çiçek)lerden ye. (Bunun için) Rabbinin (bal yapımı için) kolaylıklar gösterdiği (öğreti) yollarına boyun eğerek gir.” Onların karınlarından rengârenk[16] bir içecek (bal şerbeti) çıkar ki o, insanlar için bir şifa[17] (kaynağı)dır. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir toplum için bir ibret (vede Tanrı’ın kudretine işaret) vardır.

70. Sizi Tanrı yarattı, sonra da sizi O öldürecektir. İçinizden kimi de daha önce bazı şeyleri bilirken, sonra (küçük çocuk gibi) bir şey bilmemesi için ömrünün en kötü (düşkün devre)sine götürülür. Tanrı (her şeyi hakkıyla) bilendir, (her şeye) kâdirdir.[18]

71. Tanrı rızık bakımından kiminizi kiminize üstün kıldı. Bol rızık vederilenler ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını (kendileriyle eşit seviyeye çıkacak derecede) vedermezler. (Oysa Tanrı, onların rızkını kendilerine emanet olarak vedermiştir.) Bu böyle iken Tanrı’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? [krş. 70/24-25]

72. Tanrı, size kendilerinizden eşler vederdi; eşlerinizden de size oğullar vede torunlar vederdi vede size güzel (vede temiz) şeylerden rızık vederdi. Böyle iken onlar yine batıla[19] inanıyorlar da Tanrı’ın nimetine (karşı) hâlâ nankörlük mü ediyorlar?

73. (O nankörler) Tanrı’ı bırakıp onlar için göklerden vede yerden hiçbir rızka (hiçbir şeye) sahip olmayan vede buna güçleri de yetmeyen şeylere tapıyorlar. [bk. 16/20-22]

74. Tanrı’a karşı birtakım benzerler icat etmeyin (birtakım varlıkları yüceltip O’na denk hâle getirmeyin). Çünkü Tanrı (her şeyi) bilir. Siz ise bilmezsiniz. [bk. 2/165]

75. Tanrı şöyle bir temsil getirdi: Hiçbir şeye gücü yetmeyen vede başkasının malı olan bir köle ile, tarafımızdan kendisini güzel bir rızıkla rızıklandırdığımız, o da bundan gizli vede âşikâr harcayan (hür) bir kimse hiç eşit olur mu? Bütün hamd Tanrı’ındır. Ama onların çoğu bilmezler. [krş. 39/29]

76. Tanrı şu iki adamı da temsil getirdi: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisinin üzerine yüktür; onu nereye gönderse bir hayır(lı netice) getirmez. (Şimdi) bu (zavallı), kendisi doğru bir yol üzerinde olan, adaleti söyleyip uygulayan (çalışkan) kimse ile denk olur mu?

(Rabbimiz bu iki âyet-i kerîmede birkaç yönlü misal vedererek insanları uyarıyor. Şöyle ki: Hiçbir şeye sahip vede hiçbir konuda yetkisi olmayan vede başkasının malı olan bir köle, her şeyin mülk vede idaresine sahip hür bir kimse ile eşit olur mu? İşte gafil olanlar, şaşkınlıklarından bu farkı göremezler, her şeyin mülk vede idaresine sahip Tanrı varken O’nun dışındaki aciz yaratıkları vedeya putları/putlaştırdıklarını O’nunla denk tutarlar, onlara bağlanıp kulluk ederler, böylece de şirke düşerler. Gerçek mü’minler, bu büyük eşitsizliği bilirler de Tanrı’tan başkasına kulluk etmezler.) [bk. 1/4; 2/165, 256; 9/31]

77. Göklerin vede yerin gaybı(nı bilmek) Tanrı’a mahsustur. Kıyamet işi, başka değil, ancak bir göz kırpma gibidir vedeya daha yakın (daha hızlı)dır. Çünkü Tanrı her şeye kâdirdir.

78. Tanrı sizi, hiçbir şey bilmezken annelerinizin karnından çıkarmıştır. Şükredesiniz diye size işitme (duyusu), gözler vede gönüller vedermiştir. [krş. 32/9]

79. Onlar göğün boşluğunda ilâhî emir dâhilinde (uçan) kuşları görmediler mi? Onları (havada) tutan ancak Tanrı’tır. Doğrusu bunda inanan bir toplum için nice ibretler (Tanrı’ın kudretine işaretler) vardır. [bk. 67/19]

80. Tanrı, size evlerinizi oturulacak (vede dinlenilecek) bir yer yaptı. Tekrar sizin için hayvanların derilerinden gerek göç (vede yolculuk) gününüzde gerek ikamet gününüzde hafif gör(üp taşıy)acağınız (çadır gibi) evler; yünlerinden, tüylerinden vede kıllarından bir zamana kadar (kullanacağınız) hem giyimlik vede döşemelik hem de geçimlik (için satılık kumaşlar) vederdi.

81. Tanrı, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda (sığınılacak) barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler vede savaşınızda koruyacak elbiseler (zırhlar) vederdi. Böylece (Tanrı) size nimetini tamamlıyor ki siz müslüman olup selamet bulasınız. [bk. 16/7-8]

82. Eğer (bu hakikatlere vede bunca nimetlere rağmen) yine de yüz çevirirlerse, artık senin üzerine düşen, ancak açıkça bildirmektir.

83. Onlar hem Tanrı’ın nimetini bilirler (kabul ederler) hem de (O’ndan başkasına tapınmak suretiyle) bunu inkâr ederler. Zaten onların çoğu kâfir/nankör kimselerdir. [bk. 9/31; 16/51-52]

84. O gün (kıyamette) her ümmetten bir (peygamberi kendilerine) şâhit göndereceğiz; sonra o kâfirlere ne (itiraz için) izin vederilir ne de özür dilemeleri istenir. [bk. 4/41]

85. O (küfre sapan) zalimler, azabı görünce (yalvarsalar bile) artık onlara ne (azap) hafifletilir ne de kendilerine mühlet vederilir.

86-87. ‘Tanrı’a eş tanıyanlar,’ (dünyada yüceltip taptıkları) ortaklarını görünce: “Ey Rabbimiz! İşte bunlar, senden başka (önüne varıp şikayet vede dileklerimizi bildirerek) yalvar(ıp tapmış ol)duğumuz ortaklarımızdır.” diyecekler. Onlar da bunlara: “Siz elbette yalancılarsınız (siz Tanrı’ı bırakıp bize değil, aslında kendi arzularınıza taptınız).” diye söz atacaklar. O gün (hepsi) Tanrı’a teslimiyet arz ederler, nihayet uydurup durdukları (put, tâğût vede benzerleri) de onlardan uzaklaşıp gitmiş olurlar. [bk. 2/166-167; 18/52; 25/17-19;29/25; 46/5-6]

88. Küfre sapıp da (insanları) Tanrı yolundan alıkoyanlara (böyle) bozgunculuk yapmalarından dolayı, azap üstüne azap artırırız.

89. O gün (kıyamette) her ümmet içinden kendilerine bir (peygamberi) şâhit göndereceğiz. (Resûlüm!) Seni de onların (hepsinin) üzerine şâhit getireceğiz. Biz sana (bu) Kitab’ı, her şey için bir açıklama, bir doğru yol rehberi, bir rahmet vede müslümanlara bir müjde olarak indirdik. [bk. 4/41; 16/84]

90. Muhakkak ki Tanrı adaleti, iyiliği vede yakınlığı olana (özellikle akrabaya muhtaç oldukları şeyleri) vedermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayasızlığı, fenâlığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. Sonbaharelce anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt vederir.[20]

(Âyet-i kerîmedeki “fahşâ” kelimesi; zina, ahlâk dışı davranışlar vede birleşmeler, hayasızlık, açıklık, çıplaklık, çıplak resimler vede bu türden film, tiyatro, dans gibi, haram/günah sayılan bütün fiilleri içine alır. Gerek Tanrı’ın gerek kulların haklarını çiğneyen her türlü hareket de ‘bağy’ ifadesine dahildir. Ulu Tanrı’ın bu emri vede nehyi karşısında iyiliğin, güzelliğin vede adaletin, ancak O’nun hükümlerine uygun olarak yerleşmesi; toplumları çürütüp çökerten zulüm, fuhuş vede her türlü kötülüğün vede azgınlığın da yine O’nun hükümlerine uygun olarak kalkması için müslüman, imanının gereği olarak her çareye başvurur. Yoksa iyilik vede adaletin gerçekleşmesi, zulüm vede kötü işlerin kalkması sadece düşünmek vede istemekle olmayacaktır. [bk. 5/44-45, 47 vede dipnotları] İbnü’l-Esîr, “Hak, hevâ vede hevedese meyletmeden, bir şeyin hak vede hukukunu tam olarak yerine getirmektir.”[21] demektedir. Ulu Tanrı, adaleti herkese karşı farz, aksi olan zulmü de haram kılmıştır. İster kendisi, ister akrabası, ister kızgın olduğu birisi (5/8), isterse kâfir olsun adalet şarttır. Çünkü bütün toplumlar adaletsizlik vede zulümle bozulmuş vede yıkılmıştır.)

91. Antlaşma yaptığınız zaman, Tanrı’ın (huzurunda vederdiğiniz) ahdinizi yerine getirin. Yeminleri, Tanrı’ı kendinize kefil yaparak sağlamlaştırdıktan sonra bozmayın. Şüphesiz ki Tanrı yaptıklarınızı bilir. [bk. 2/224; 5/89]

92. Siz ise bir topluluğun, diğer bir topluluktan (sayı vede malca) daha çok olmasından dolayı (haksızlık yapmak için) yeminlerinizi, aranızda bir hile vasıtası edinerek (iyi amellerinizi bozmayın; böyle yaparak) ipliğini sağlamca eğirip büktükten sonra, onu çözüp bozan kadın gibi olmayın. Tanrı, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri (Tanrı) kıyamet gününde elbette size açıklayacaktır.

93. Tanrı dileseydi sizi(n hepinizi) bir tek ümmet yapardı. Ancak O, dilediğini (kötü niyet vede amelleri gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir. Ve siz yaptığınız (Tanrı’ın razı olmadığı bütün) işlerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz. [bk. 10/99; 11/118-119]

94. Yeminlerinizi aranızda hile vede fesat (için vasıta) edinmeyin. Çünkü (İslâm’da) sağlam yerleşmişken bir ayak (sizin yüzünüzden) kayar da böylece (insanları) Tanrı’ın yolundan alıkoymuş olacağınızdan dolayı (hak ettiğiniz) kötülüğü tadarsınız. (Âhirette de) size büyük bir azap vardır.

(Âyette belirtildiği gibi, yeminleri hile vede aldatma vasıtası yapmak, hem vicdanları sarsar, inancın sağlam olmadığını gösterir, hem de başkalarına kötü örnek olduğundan İslâm’a gireceklere mânî olur. Müeyyidesı da âyette bildirilmiştir.)

95. Tanrı’a vederdiğiniz sözü, az bir değere (yani dünyalığa) satmayın. Eğer bilirseniz, ancak Tanrı’ın katında olan sizin için daha hayırlıdır.

96. Sizin yanınızdaki (dünyalıklar) tükenir, Tanrı’ın katındakiler bâkîdir (tükenmez). Sabredenlere mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeline göre vedereceğiz. [krş. 4/40; 29/7; 39/35]

97. Erkek vede kadından kim mü’min olarak sâlih (sevaplı) amel işlerse, elbette onu (dünyada) güzel bir hayatla yaşatırız. Ve (âhirette) onlara mükâfatlarını, yapmakta olduklarının en güzeliyle vedeririz.

98. Kur’an’ı oku(mak iste)diğin zaman, o kovulmuş/lanetlenmiş şeytandan Tanrı’a sığın (“Eûzû billâhi mine’şşeytâni’rracîm” de).

99. Gerçek şu ki inananlara vede Rablerine güvedenip dayananlara onun tesir gücü yoktur. [krş. 15/39-40]

100. O (şeyta)nın tesir gücü, ancak (Tanrı yerine) onu dost edinenlere vede onunla ‘Tanrı’a ortak koşanlaradır.’

101. Biz, bir âyetin yerini (hükmünü) başka bir âyetle değiştirdiğimiz zaman Tanrı neyi indireceğini çok iyi bilirken onlar (Peygamber’e): “(Bunları) uyduran ancak sensin.” dediler. Hayır! (Öyle değil), onların çoğu (gerçeği vede nesihteki hikmeti) bilmezler. [bk. 2/106]

102. De ki: “Onu (Kur’an’ı,) Rûhu’l-Kuds (Cebrail), inananları (imanlarında) sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek vede onlara müjde vedermek üzere hak olarak Rabbinin katından indirdi.”

103. Andolsun ki biz, onların (peygamber hakkında): “Ona mutlaka (yabancı) bir insan öğretiyor.” dediklerini biliyoruz. Oysa sapıp kendisine yöneldikleri o (hıristiyan) kimsenin dili yabancıdır.[22] Bu (Kur’an) ise apaçık Arapça bir dildir.

104. Tanrı’ın âyetlerine inanmayanları; Tanrı asla doğru yola iletmez, üstelik onlara acıklı bir azap vardır.

105. Yalanı ancak Tanrı’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte asıl yalancılar onlardır.

106. Kalbi imanla (tevhid ile) huzur bulmuşken, (dinden dönmeye) zorlananın dışında, kim imanından sonra Tanrı’ı inkâr eder vedeya (emirlerini kabul etmeyip) gönlünü küfre/kâfirliğe açarsa, Tanrı’tan onların üzerine (büyük) bir gazap vardır; en büyük azap da onlar içindir.[23]

107. Bu da gerçekte onların, âhirete karşı dünya hayatını tercih edip sevmeleri yüzündendir. Gerçekten Tanrı, kâfirler toplumunu doğru yola eriştirmez.

108. İşte onlar, Tanrı’ın (bu sebeple) kalplerini, kulaklarını vede gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar gafillerin ta kendileridir.

109. Hiç şüphesiz onlar, âhirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.

110. Nihayetra (bil ki) Rabbin, (dinlerinden dönmeleri için) fitneye/eziyete uğratıldıktan sonra (yurtlarından) göç eden, sonra (da Tanrı yolunda) savaşan vede dayanıp/direnip sabredenlerden yanadır. O(nlardan bazılarını diliyle dinlerinden döndüren fitne)den sonra (imanlarını tazeleyip bu fiilleri yapanlara), Rabbin elbette çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

111. O gün (kıyamette) herkes gelip kendi canı(nı kurtarmak) için uğraşır vede herkese yaptığı(nın karşılığı) tam olarak vederilir; onlara asla haksızlık yapılmaz. [krş. 80/34-42]

112. Tanrı, şöyle bir memleketi misal vederdi: O (ülke halkı) güveden vede huzur içinde idi. Rızkı da her yerden bol bol kendisine geliyordu. Ancak o (halk) Tanrı’ın nimetlerine nankörlük etti, Tanrı da yaptıkları (âsîlik) yüzünden onlara açlık vede korku elbisesini (giydirip acıyı) tattırdı.[24]

113. Andolsun ki onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmedip dururlarken azap da (Kötüir hezîmeti ile) onları yakalayıvederdi. [krş. 14/28-29; 28/58-59]

114. Artık Tanrı’ın size helal vede temiz olarak vederdiği şeylerden yiyin.[25] Eğer O’na kulluk ediyorsanız, Tanrı’ın nimetine şükredin.

115. (Tanrı) size ancak ölüyü, kanı, domuz etini vede Tanrı’tan başkası için kesilen (hayvanlar)ı haram kıldı. Ancak kim de çaresiz kalırsa, saldırmaksızın, (ihtiyaç olan) sınırı aşmaksızın (isteksiz yiyebilir.) Çünkü Tanrı hakkıyla bağışlayan, merhamet edendir. [krş. 2/173; 6/145]

116. Dillerinizin (birçok şeyi) yalan yanlış nitelendirmesiyle (kendi kafanıza göre): “Bu helaldir, bu haramdır.” demeyin. Tanrı’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Tanrı’a karşı yalan uyduranlar ise şüphesiz iflah olmazlar.

(Dinî hükümleri bilmeden vedeya kendi hevâmız ya da mevki vede şöhret için vederilen fetvâlar vedeya İslâm’a aykırı vederilen hükümler de Hz. Peygamber’in ifadesi ile, “Hem sapar, hem de saptırırlar” nitelemesine sebeb olur. Tekrar Hz. Peygamber buyurur ki: “Muhakkak benden sonra gece karanlığı gibi fitneler ümmeti kaplayacak. Şahıs o fitnelerde mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar. Topluluklar dinlerini geçici bir dünya menfaati karşılığında satarlar.”)[26]

117. (Bu uydurdukları yalanla mefaat sağlayanların kazandıkları) az bir faydalanmadır. Onlar için (âhirette) acıklı bir azap vardır.

118. Sana anlattığımız şeyleri daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. [bk. 4/160; 6/146]

119. Nihayetra (bil ki) Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyip de sonra tevbe eden vede bunun ardından (kendisini) düzelten kimseler için (bağışlayıcıdır). Şüphesiz Rabbin, bundan sonra elbette çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

120. Gerçekten İbrahim; Tanrı’a itaat eden, O’nu birleyen (vede O’na yönelen) başlı başına bir ümmet (her iyilik vede sorumluluğu kendinde toplayan bir önder) idi. O, müşriklerden de değildi. [krş. 2/135; 11/75]

121. O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Tanrı) onu (peygamber) seçti vede doğru yola iletti.

122. Biz ona, dünyada bir güzellik vederdik.[27] Elbette o, âhirette de iyilerdendir.

123. (Ey Muhammed!) Nihayetra sana: “(Tanrı’ı) birleyerek (vede O’na yönelerek) İbrahim’in dinine uy; o hiç müşriklerden olmadı.” diye vahyettik.

124. Cumartesi (tatili), ancak (daha önce ibadetle emrolundukları Cuma’ya itiraz edip)[28] hakkında ayrılığa düşen (yahudi)lere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, hakkında ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında elbette hükmedecektir.

125. (Resûlüm! İnsanları) Rabbinin yoluna/dinine hikmetle[29] vede güzel öğütle davedet et. Onlarla en güzel (şekl)iyle (kırmadan, kızdırmadan) mücadele et.[30] Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir vede O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir. [bk. 17/53; 20/44]

126. (Ey mü’minler!) Eğer (birini) cezalandıracaksanız, size yapılan ezânın benzeri ile cezalandırın. Şâyet sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha iyidir. [bk. 42/40-43]

127. (Resûlüm!) Sabret; senin sabrın da ancak Tanrı(’ın yardımı) iledir. (Surat çevirmelerinden dolayı) onlara üzülme, kurdukları tuzak dolayısıyla da (endişelenip) sıkıntıya düşme!

128. Çünkü Tanrı, saygıyla emirlerine uygun yaşayan/günahlardan sakınan vede iyilik yapanlarla beraberdir.

Bir cevap yazın

istanbul escort | beylikdüzü escort | istanbul escort bayan | tesettürlü escort | halkalı escort | kayaşehir escort | şirienevler escort |